ana sayfa > Genel > Kavga Adabı! :))

Kavga Adabı! :))

İki tarafın herhangi bir fikri, karşıdakinin kafasına sözle sokamadığı için, kafasını kırmak suretiyle fiziksel olarak sokmayı denemesi olayına kavga adı verilir. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi kavga, aslında sohbetin bir çeşididir. Çünkü sohbette de bir şekilde karşıdaki insana bir şeyler anlatılmaya çalışılmaktadır. Anlarsa ne alâ… Anlamamakta veya kendi fikrini savunmakta ısrar ederse, bunun adına tartışma denir. Tartışma biraz daha ileri boyutlara gidince, artık taraflar, karşılarındaki kişinin odunkafa olduğunu açıkça ifade etmekten çekinmez hale gelir. Bu duruma “laf dalaşı” adı verilir. Laf dalaşı artık keyif vermez hale gelip taraflar “Ulan bu odun kafaya laf anlatmaya çalışacağıma kırarım daha iyi!” diye düşündüğü andan itibaren de kavga başlar. Yumruk, tekme, kafa darbeleriyle, karşıdaki kişinin fikrinin yanlış olduğu anlatılmaya çalışılır.
Bu gelişim süreci de bize gösteriyor ki aslında kavga bir sohbet çeşididir. Tek farkı, sohbetin içinde kullanılan vücut dilinin biraz daha fazla olmasıdır..
Tabii ki bu anlattıklarımız, kavganın gelişim sürecinin geniş anlamda izahatıdır. Teorisidir yani. Yoksa kavgalar, öyle uzun sohbetlerin sonunda çıkmamaktadır. Çıkanları da vardır ama yaygın uygulama kıvılcım şeklinde olandır. Küçük bir iddialaşma, bir hareket , kavgayı başlatabilir. Ama bunun da temelinde iki zıt fikrin mevcut bulunması dolayısıyla aynı sohbet mantığına girmektedir.
Kıvılcım kavgaların en yaygını trafikte olmaktadır. Trafikte araç kullanırken yapılan bir hareket genellikle bir başka araç tarafından beğenilmemekte ve yapılan hareketin yanlış olduğu “Güzel kardeşim yanlış yaptın” şeklinde ifade edilmeyip “Naapıyosun lan…..çocuğu”" şeklinde kısa yoldan anlatılmaktadır. Bu kısa yol tercihi, zaman zaman bazı hayatları kısaltabilmektedir tabi. Bu ikazın muhatabı vatandaş genellikle arabadan inmekte, ikazı yapan vatandaşın gırtlağına sarılmaktadır. Sonrası malum…
Bu noktada, nasıl kavga edileceği kısmına geçmeden önce küfür olgusunu incelemekte fevkalade yararlar müşahade etmekteyim. (heyt be, cümleye bak)
Küfür, kavganın temelidir. Küfürsüz kavga olmaz. Küfür bir kavganın hem startını verir hem de onun seyrini, şiddetini belirler. Küfürler ağırlıklarına göre üç sınıfa ayrılır: Hafif küfürler, dövdürür küfürler ve öldürür küfürler. Birinci gruptakiler genellikle bir kavgaya mahal vermeyecek ve sadece ağız dalaşına sebebiyet verecek küfürlerdir. Bunlara küfür bile demek pek yerinde değildir aslında. En yaygın kullanılanları “Lan, ulan, teres, hıyar” ‘dır. Bu tür kelimelerden bazıları aslında değil küfür olmak, iltifat bile olabilir yerine göre. Örneğin “hıyar” kelimesi, bu kabildendir.
Hafif küfürler genellikle aynı derecede karşılıklarını bulurlar ve arabadan inmeye veya ayağa kalkmaya bile değmezler.
Dövdürür küfürler, arabadan inmek veya ayağa kalkmak zorunda bıraktıran küfürlerdir. Hafif küfürlere göre daha ağır anlamlar içeren bu küfürler, genellikle küfredilen şahsı ilgilendirir. Ailesi ve çevresi buna dahil edilmez. Ebesi hariç… Maalesef ebeler bu konuda gayet talihsizdirler. Ülkemizde, hiçbir kabahatleri olmadığı halde en çok küfre konu olan meslek grubudur. Yaptıkları işin kutsallığına rağmen bu kadar hakarete uğramaları ilk başta saçma görülebilir. Ama aslında gayet mantıklıdır. Dedik ya, dördürür küfürlerde aile ve çevre işin içine girmez diye. Ebeler, aileden değillerdir ama küfredilen kişinin doğumunda önemli bir rolleri vardır. Küfreden insanlardaki psikoloji “en az maliyetle maksimum fayda” olduğundan, bu meslek grubuna küfredilmesi, aileden olmadığı için bedeli ucuz ama doğuma katkısı büyük olduğu için etkisi pahalı olmakta ve dolayısıyla ekonomik olmaktadır. Umarım bu yazıyı okuyan sizlerden birisi kalkıp benim ebelere saygısızlık ettiğim yolunda fikir beyan etmez. Çünkü ben herhangi bir şeyi savunmak veya yermek yönünde fikir beyan etmiyorum dikkat
ederseniz. Mevcut durumun bilimsel izahatını yapmaktayım sadece…
Dövdürür küfürler, orta şiddettedir. Böyle bir küfürü duyduğunuzda yapmanız gereken bir görev vardır. O lafı söyleyen hasmınızın üzerine hücum etmek… İlle dövemeyebilirsiniz. Kavga bu, yenmek de var yenilmek de. Ama görev görevdir. Mazallah, böyle bir küfre karşı harekete geçmezseniz, toplumun size vereceği paye pek de hoş olmayacaktır. Dayak yiyin daha iyi yani…
Öldürür küfürler, içerisinde aile efradıyla ilgili nahoş fikirler barındıran küfürlerdir. Bu tür küfürlere maruz kalan kişiye toplumsal eğilimin yüklediği görev hasmını ortadan kaldırmasıdır. Bazı çevreler, bu amaçla yapılan çalışmaları yeterli görmekle beraber, bazı çevreler çalışmanın ille de sona ermesi gerektiği fikrini aşılarlar. Açık ifadeyle “anasına küfretmiş” birini “öldürmesi lazım abi”dir. Adamın da hasmına aynı makamda küfretmesi durumu kurtarmaz. Bu görüşün doğru veya yanlış olduğunu tartışmak gayet derin bir konuya girmek demektir. Şimdilik düşünmüyorum. Yukarıda da yazdığım gibi, ben mevcut durumu incelerim…
Öldürür küfürler, garip bir şekilde kavganın sebebini unutturur ve birden bire tek sebep haline gelir… Sözgelimi, adamın arabasına çarptınız. Adam aşağıya indi ve size ölümcül bir küfür sarfetti. Siz de adamın gırtlağına sarılıverdiniz. Bir şekilde olay adliyeye intikâl ettiğinde, kavganın sebebi olarak “Adam anama küfretti.” şeklinde bir cümle sarfedilir ve bu da hukukumuzda “ağır tahrik” olarak tanım bulur. Tabi ki bu ağır tahrik çeşidi yatakta işe yaramaz. Sakın denemeyin. Hani olur ya, mahkeme kararını okuyup “Demek ki bu adam böyle küfürlerden tahrik oluyor.” diye düşünüp uygulamaya kalkmayınız. Sonucu aile faciası olabilir.
İnsanlar, garip bir şekilde kavgaya başlamadan önce, bu küfür derecelerine göre şekil alabilmektedirler. Sinir katsayısına göre küfretmekte, daha da ilginci ettiği veya edilen küfrün derecesine göre kavga etmektedir. Dövdürür küfrün edildiği bir kavgada şiddet ona göre ayarlanmaktadır. Darbeler, gayet yerinde ve yaralama amaçlı olmaktadır. Durulacak yer, bir şekilde belirenmektedir. Öldürür küfürlerin sebep olduğu kavgalarda ise durulacak yer olmayıp darbeler direkt olarak amaca yöneliktir.
Bu noktada biraz ciddileşmek istiyorum izin verirseniz. Yukarıda okuduklarınız içinde “ölüm” kelimesinin ne kadar rahat geçtiğine dikkat ettiniz mi? Sizce bu sadece benim gevşekliğimden midir yoksa günlük hayatta bu kelimeyi ucuzlattığımız için midir? “Öldürürüm, kafanı kırarım, gebertirim seni, öldün oolum sen, ölürüm daha iyi, öl de kurtulalım, ölsem de gam yemem..”..Adam öldürmenin, bir hayat söndürmenin tek sebebinin iki kelime olabilmesi size çok mantıklı geliyor mu? Bana pek gelmiyor… Ya hayatı küçümsüyoruz, ya da televizyonda gördüğümüz o gerizekalı filmlerden fazlasıyla etkileniyoruz. Çünkü her akşam televizyon aracılığıyla evimizde yüzlerce kişi ölüyor. Mermiler havalarda uçuşuyor… Ve biz bunları seyrettiğimizde bizim için sadece bir figüran safdışı oluyor. Kimsenin aklına asla, orada birinin “öldüğü” gelmiyor. Geçen gün yolda giderken bir anneyle küçük çocuğunun konuşmalarına şahit oldum. Çocuk annenin elini bırakmış biraz serbestçe geçiyor, anne de çocuğunu ikaz ediyordu: “Arabalar geliyor, yola çıkarsan seni öldürürüm!” Başka bir şey yazmıyorum, düşünün, yorumu siz yapın.

Devam edelim… Nasıl kavga edilir?
Öncelikle iki öğenin, kavgaya değmesi gerekir. Birincisi konunun kavgaya değer bir konu olması, ikincisi de kavga edilecek kişinin kavga edilmeye değer bir kişi olması gerekir. Kavga sebepleri genellikle sudan sebeplerdir. Zaten kavga da bir nevi stres boşaltma aracıdır, konu önemli değildir çoğu zaman. Ama yine de sağlam bir sebebi olması tercih edilmelidir. Yukarıda bahsettiğimiz küfür konusu, trafik durumları, alacak-verecek davası, gürültü patırtı etmek, komşunun çocuğunu azarlamak, kedi köpeğin komşu kapısına pislemesi vs… Bunların yanında kavga edilecek kişinin de buna değmesi, doyurucu olması gerekmektedir. Ebatları kurtarmalıdır yani. Vurduğunuz zaman yarısı boşa gitmemeli, adam, çevresinde adamdan sayılabilmelidir ki ettiğiniz kavga bir şeye benzesin. Bu noktada hassas bir durum vardır. Kavga edilecek kişinin ebatları iyi ölçülüp biçilmeli, ebatlar konusunda fazla geniş davranılmamalıdır. Yoksa maazallah, sonuç tatsız olabilir.  Hasmın fiziksel görünümü bazen yanıltcı olabilir de… Cılız görünen kişiler çok seri olabilmektedir. Seri olmak, kavgada vurulan yere tam oturtulmasını sağlar ki bu da kavganın seyrini değiştirir. Yani cüsse tabii ki etkilidir ama önemli olan cüsseyi kullanabilmektir. Kişinin ebatları ölçülüp tartılırken içinde bulunduğu konumdan soyutlanmalıdır. Örneğin minik bir arabanın içindeki kişinin de minik olmayabileceği unutulmamalıdır. Şahsen ben fincan kadar arabaların içinden inen çam yarmalarını çok görmüşümdür. Unutmamalıdır ki ayılar her zaman yaya olarak gezmemektedirler. Bazen de, bazı tipler, kendilerinin iri yapılı olduğu imajını verebilmek için arabalarda
oturdukları koltukları fazlasıyla arkaya yatırmaktadırlar. Güya o kadar uzunlar ki arabaya sığmıyorlar. Güvenle dalabilirsiniz bu tiplere, bi numara yoktur…
Kavga nasıl kazanılır, nasıl kaybedilir? Bunun aslında net bir yanıtı yoktur. Ben daha “dayak yedim” diyenini görmedim. Herkes, vurduğu bir yumruğu “Bi güzel dövdüm i..neyi ” şeklinde anlatır. Asıl gerçek ise işaretlerdir. Bir kavgadan sonra yüzünüzde veya vücudunuzun diğer bölgelerinde kalan izler, gerçek sonucu belirler. En önemli yer, gözünüzün üstüdür. Gözünüzün üstünde bir morluk varsa, rakibinizi komaya bile sokmuş olsanız, kavgayı kaybetmiş sayılırsınız. Göz morluğunun çok stratejik bir değeri vardır. Ne yapın edin ama oraya darbe almayın. Gözü morartırsanız, etraftan duyacağınız tepkiler çok gurur kırıcı olabilir. “Hayırdır Haydar abi, gözünü kim morarttı, Osman Büyükbulut mu?” Osman Büyükbulut, bir dönem hernasılsa bayağı bi ünlenmiş bir boksörümüzdür. Sportif şöhreti pek uzun olmamasına rağmen, bu deyimle şöhreti ebediyet kazanmıştır.
Gözü moraran insanlar genellikle bunu komik yalanlarla geçiştirmeye çalışırlar. “Kapıya çarptım, düşerken sehpaya çarptım…” şeklinde olanları en klasikleridir. Ve de en saçmaları… Fiziksel olarak bir kapıya çarpmanın gözün etrafında mor halka oluşturması mümkün değildir çünkü. Bu tür iddialara karşı verilecek en güzel cevaplar “Vay be, kapı da delikanlıymış, iyi oturtmuş.” veya “Abi, sakın yumruğun biri gelmiş çarpmış olmasın.” şeklindedir.
Garip bir şekilde sadece göz morarması bu etkiyi yapar. Sözgelimi kaşınız açılsa tam tersi bir kahramanlık sözkonusudur. O zaman “Geçen gün biriyle takıştık, ayıkladım serseriyi, bu da nasibimiz.” şeklinde bir cümle kurup herkesi inka eder ve çevrenizi kendinize hayran bırakabilirsiniz. Hatta o kaş açılma izi karizmanıza karizma katar, iyileşse bile bir süre üzerinde bantla gezebilirsiniz. Ama darbe, iki santim alta gelip gözü morarttı mı, bittiniz işte… Sıfır karizmayla devam eder hayatınızın kalan kısmı.
Benzer bir karizma tahribatı da diş kırılması durumunda yaşanır. İlle kırılacaksa mümkünse arka dişlerin kırdırılması tavsiye edilir.
Tartışmanın kavgaya dönüşeceğini sezdiğiniz anda ilk vuran siz olmalısınız. Delikanlılık yapmaya veya “İlk önce o başlattı” savunmasına sığınmaya kalkmak için beklemeye başlarsanız o kavgadan ayakta çıkmanız zor olabilir. İlk sersemlikten sonra toparlanmak zor olabilir çünkü. Başlangıç anını iyi seçmek ve doğru bir başlangıç yapmak, her işte olduğu gibi kavgada da başarı için temel şarttır.
Kavga ederken bir yandan da küfretmek veya oturaklı cümleler sarfetmek, olayı şeklen daha cazip kılar. Seyirci kitlesini arttırır. Seyirci kitlesinin artması, kavganın süresi açısından fayda sağlar. Boş tribünlere oynamak iyi değildir çünkü kavga süresi uzadıkça can sıkılır, ayırmak için birilerine ihtiyaç duyulur. E haliyle hasmınıza “Moruk, ben yoruldum, sonra devam ederiz… Bu arada ben senin….” diyemeyeceğinize göre birilerinin bu kavgayı ayırması lazım… Bu yüzden kavga ederken bir yandan da seyirci toplayacak aktivitelerde bulunmak gerekmektedir. Tek tarafın çabası yetmez, hasmınızın da böyle sözler sarfetmesine olanak tanıyın. Hasmınız bu anlamda çaba göstermiyor ve işine bakıyorsa arada kendisini uyarabilirsiniz. “Konuşsana lan i..ne!” gibisinden sözler sarfetmek işe yarar.
Kavgada belden aşağı vurmak etkilidir ama vurulmaz. Çünkü delikanlılığa sığmaz. Delikanlılık nedir diye sormayın, uzun hikâye. Zaten televizyondaki yerli dizilerde uzun uzun anlatılıyor. Benim gördüğüm eline bi silah alıp önüne gelene mermi yağdırmak gibi bir şey… Siz en iyisi ciddiye almayın.
Kavgaya eli boş girilebileceği gibi, yardımcı ekipmanlar da bulundurulabilir. Levye, çekiç sapı, bayanlar için şemsiye vs… Bu tür aletler bire karşı iki veya üç gibi durumlarda dengeleyici unsur olarak racona uygundur. Buna karşın birebir çatışmalarda kullanılması delikanlılığa sığmaz yine. Bu “delikanlılık” çok dar bir şeydir, içine pek fazla şey sığmadığı unutulmamalıdır. Ayrıca bu tür aletler, bazı darbeler neticesinde ölümcül olduğu için üç kuruşluk kavgayı cinayete dönüştürebilir. Unutmayın ki giden geri gelmez. Hiçbir küfür, bir insan öldürmeyi haklı göstermez. Dayak yemek, adam öldürmekten iyidir. Levyeyi arabada bırak, efendi gibi dayağını ye otur aşağı…

Kaynak: http://www.turkeyforum.com/satforum/showthread.php?t=30322

Categories: Genel Tags:
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok